AVUSTURYA BASINI
Die Presse: "Ankara Giderek Tecrit Oluyor... Türk Hükümeti Giderek Artan
Bir Şekilde AB'ye Sırt Çeviriyor":
"Hava kötü. Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkiler geçtiğimiz
haftalarda büyük ölçüde soğudu. Türkiye'nin, Avrupa yolundaki
reformlara seçimlerden sonra enerjik biçimde hız vereceği yolundaki
umutlar yok oldu. Zira, Erdoğan hükümeti AB tarafından istenilen
reformları gerçekleştireceği yerde tamamen başka şeylere öncelik
veriyor. Bir örnek vermek bakımından; AB yıllardır ifade özgürlüğü ve
Türklüğe hakaret ile ilgili TCK'daki 301. Madde'nin kaldırılmasını
istiyor. Ancak Ankara, verilen bu sinyali daha çok ifade özgürlüğü
olarak algılamaya yanaşmıyor. AKP çevreleri, 301. Madde şimdilik
değiştirilmiyor, öncelik yeni anayasada diyor. Başbakan Erdoğan'ın içe
yönelik bir savaş kazanmaya niyetli olduğu anlaşılıyor. Yeni anayasanın
Türkiye'yi daha modernleştirmesi ancak, kamusal alanda başörtüsü yasağı
gibi Kemalist ilkeleri de kaldırması öngörülüyor. Brüksel, Türkiye'nin
bir izolasyona doğru ilerlemekte olduğu endişesini taşıyor. AB
genişleme komisyonu görevlilerinden Türkiye uzmanı Jean-Christophe
Filori, ilk kez Avrupa Parlamentosu’nda alarm verdi ve yeni Türk
Anayasası girişiminin reformları geciktirdiğini söyledi. Türk
diplomatları da bu rota değişikliğini doğruluyor ve bunu Ankara'daki
motivasyon bozulmasına bağlıyorlar: ‘Paris zaten tam üye olamayacaksınız
sinyalleri verirken neden AB'nin istediği reformları gerçekleştirelim’
deniliyor. Hissiyattaki bu değişiklik durup dururken ortaya çıkmadı:
Son kamuoyu araştırmaları Türk insanının AB ve Batı heyecanını
yitirdiğini ortaya koydu. Alman Marshal Fonu tarafından ‘Transatlantic
Trends’ araştırma kurumuna yaptırılan inceleme sonuçlarına göre, karşıt
bir soğuma da söz konusu. Kendilerine soru yöneltilenlerin yalnızca
yüzde 40'ı AB'ye olumlu bakıyor. 2006 yılında ise bu oran yüzde 54 idi.
Ülkelerinin ileride AB üyesi olabileceğine inanıp inanmadıkları yolunda
Türklere yöneltilen soruya ise yalnızca yüzde 26 oranında evet cevabı
alındı. Ancak NATO ve ABD ile ilişkilerde de kötüye gidiş izleniyor.
Türklerin yalnızca yüzde 35'i NATO üyeliğinin Türkiye açısından önemli
olduğuna inanıyor. 2004 yılında ise bu oran yüzde 53 idi."
(Wolfgang Böhm, 21/09)
FRANSA BASINI:
AFP: "Sarkozy, Türkiye'nin Avrupa'da Yeri Olmadığını Yineledi":
"Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, ‘Türkiye'nin Avrupa'da yeri
olduğunu’ düşünmediğini yineledi ve Türkiye'nin AB ile ‘gerçek bir
ortaklığa’ sahip olmasını temenni etti. Sarkozy, TF1 ve France 2
televizyonlarına verdiği demeçte, ‘Türkiye'nin Avrupa'da yeri olduğuna
inanmıyorum. Bunun basit bir nedeni var; o da, Küçük Asya'da
bulunması.’ dedi. Cumhurbaşkanı, ‘Türkiye'ye sunmayı istediğim şey,
Avrupa ile gerçek bir ortaklık, Avrupa'ya entegre olmak değil’ diye
ekledi. Sarkozy ağustos ayı sonunda diğer Avrupa ülkelerine, Avrupa'nın
geleceğini ve Avrupa'nın sınırları sorununu düşünmekle görevli bir
‘Akil Adamlar Komitesi’ kurulmasını teklif ettiğini hatırlattı.
Cumhurbaşkanı o dönemde, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde yeni
başlıklar açılmasını onaylamasını, bu komitenin hayata geçirilmesine
bağlamıştı. Paris'in bu müzakereleri kısa vadede bloke etmekten
alıkoyacak bu teklif, Sarkozy'nin bu konuda bir yumuşaması olarak
yorumlanmıştı, her ne kadar prensip olarak karşı olduğunu belirtse de.
Sarkozy, Avrupa İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Jean-Pierre
Jouyet'nin söylemleri konusunda net bir açıklama yapmadı. Jouyet
geçtiğimiz hafta, Fransa'nın AB'nin her yeni üyeliği için bir
referandum yapılmasını dayatan anayasa maddesinden vazgeçmesini teklif
etmişti. Cumhurbaşkanı, ‘Bu, Jouyet'nin fikri. Fransız kurumlarının
reformunu düşünmekle görevli komisyonun çalışmaları çerçevesinde,
zamanı geldiğinde benim de yapacak tekliflerim olacak.’ dedi.
(21/09)
Le Monde: "Türkler, Ha Gayret...":
"Türkiye'de Cumhuriyet Mustafa Kemal Atatürk tarafından 29 Ekim 1923
tarihinde ilan edildi. Bazıları, Türkiye'nin Avrupa Birliği’ne bu
tarihi olayın 100. yıldönümünde üye olması hayalini kuruyor. Bu oldukça
ileri bir tarih ancak olmayacak diye bir şey yok. Türkiye'nin
adaylığına karşı çıkan başlıca isimlerden biri olan Nicolas Sarkozy,
bir ‘Akil Adamlar Komitesi’nin’, Avrupa Birliği’nin 2020 ile 2030
yılları arasındaki geleceği üzerinde çalışmasını istedi. Bu komiteyle
Fransa Cumhurbaşkanı, Avrupalıların genişleme stratejisi hakkında
düşünmesine yardımcı olmak istiyor. Türkiye eğer bir gün Avrupa
Birliği’ne girecekse, bunun en az 15 yıldan önce gerçekleşmeyeceğini
herkes biliyor. O halde neden Kemalist rejimin doğumundan yüz yıl
sonra, 2023 yılında olmasın ki ? Türkiye ile Birlik arasında
müzakerelerde, başlama tarihi olan Ekim 2005'ten bu yana pek bir
ilerleme kaydedilmedi. Avrupalı yetkililerin bir kısmı, hızla
yapılacak bir genişleme konusunda kamuoylarında sezdikleri tedirginlik
nedeniyle bu konuda ayak sürüyor. Türklere gelince, Kıbrıs Rum kesimine
liman ve havalimanlarını açmayı reddederek onların da bu duraklamada
önemli bir payları oldu. Sonuç olarak iki tarafta da bir şüphe
yerleşti. Pek çok Avrupalı, Türklerin, kültürleriyle ve tarihleriyle
kendilerinden çok farklı olduklarını düşünüyor. Türkler ise kendilerini
bu durumda haksız bir dışlanmanın kurbanı gibi hissediyor. Oysa son
birkaç haftadır bu havada bir değişiklik seziliyor, çatışmadan çok bir
uzlaşma havası esiyor gibi. Her iki tarafta üyeliği destekleyenler için
umut yavaş yavaş geri geliyor. Brüksel'de yerleşik bir sivil toplum
örgütü olan İnternational Crisis Group'un bir raporu, Avrupa yanlısı
ılımlı İslamcı AK Partinin seçimlerdeki zaferini ‘katılım sürecine
yeniden hız kazandırma şansı’ olarak değerlendiriyor ve iki tarafı bu
olumlu havadan istifade etmeleri için teşvik ediyor. Rapor,
‘Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunda hız kazanmasını sağlamak için yeni
AKP Hükümetine el uzatarak Fransa'nın kaybedecekleri değil,
kazanacakları vardır’ şeklinde bir sonuca ulaşıyor. Cumhurbaşkanı
Sarkozy de müzakerelerin sürmesini kabul ederek bu yönde bir jest
yaptı. Kabinesinin iki bakanı, Jean-Pierre Jouyet ile Bernard Kouchner,
AB'nin yeni üye alması halinde referandumu zorunlu kılan Anayasa
maddesini kaldırılmasını teklif ederek havanın yumuşamasını
sağladılar. Elbette Sarkozy Türkiye'nin üyeliğine karşı gelmeye devam
ediyor. Hatta bu tutumunu pek çok Avrupalı yetkili paylaşıyor. Bu
yüzden de öne sürdükleri nedenler dikkate alınmalı. (…)"
(Thomas Ferenczi, 21/09)
İNGİLTERE BASINI:
Reuters: "Türkiye ile AB, Reform Planları Konusunda Bir Çatışma Dönemine
Girebilir":
"Temmuz ayında büyük zafer elde eden Türkiye'nin iktidar partisi AK
Parti, Avrupa Birliği’ne katılmak için planlarına hız vereceğini ilan
etmişti, ancak kilit önemdeki reformlar konusundaki isteksizliği,
Brüksel ile bir çatışma dönemine girmesine neden olabilir. AB,
Türkiye'nin, Türk milli kimliğini ve devlet kurumlarına hakareti suç
sayan 301. Maddeyi, ceza yasasından çıkarması gerektiğini söylüyor. Söz
konusu madde, Nobel ödüllü Orhan Pamuk gibi yazar ve araştırmacıların
aleyhine dava açılması için kullanıldı. Ancak Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın hükümeti Avrupa Birliği’nin kasım ayında olumsuz bir
ilerleme raporu sunması pahasına, önceliğinin Türkiye'nin askeri
yönlendirmeyle hazırlanmış anayasasını gözden geçirmek olduğunda ısrar
etti. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Egemen Bağış, Reuters'e, ‘Biz
reformlarımızı Avrupalıları memnun etmek için yapmıyoruz; Türkiye'nin
daha çok demokrasi, refah ve daha iyi hayat standartlarına ulaşmasına
yönelik doğru olan neyse yapmaya devam edeceğiz.’ dedi. Diğer taleplerin
yanı sıra, Brüksel Türkiye'den limanlarını -Ankara'nın tanımadığı bir
ülke olan- Kıbrıs'a açmasını istiyor. AB ayrıca Ankara'dan Ermenistan
ile sınırını açmasını ve İstanbul yakınlarında Türkiye'deki Ortodoks
Hıristiyan halkının yaşamına devam etmesi açısından hayati görülen
Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasını istiyor. Ancak analistler bu gibi
hassas meselelerden ziyade, AB görüşmelerinin teknik unsurları üzerinde
harekete geçilmesini bekliyorlar." (Gareth
Jones, 20/09)
YUNANİSTAN BASINI:
Alpha TV: "Erdoğan'ın Önündeki Engeller: Kıbrıs, PKK ve Başörtüsü":
"Erdoğan hükümeti için ‘müsamaha’ dönemi bitti ve şimdi sorumlulukları
üstlenme zamanı geldi. Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci, İslami
başörtüsüyle bağlantılı anayasa reformu ve PKK, hükümeti en çok meşgul
eden başlıca üç konu. Türkiye'nin Avrupa süreciyle ilgili AB reformları
devam ederken, Erdoğan kışkırtıcı bir şekilde Kıbrıs konusunda
politikasını değiştirmediğini açıklıyor. Erdoğan, ‘Avrupa Birliği, Güney
Kıbrıs'ı önümüze engel olarak koyarsa, Türkiye mevcut konumundan geri
adım atamaz.’ dedi. (…)"
NOT:
Bu bülten, 20-23 Eylül 2007 tarihleri arasında Genel Müdürlüğümüze
ulaşan haber ve yorumlardan derlenerek hazırlanmıştır.